Yunanistan’a bugüne kadar dayatılan kemer sıkma politikaları diğer ülkelerde de gündem olmaya devam ediyor

Almanya’da Yunanistan(ın) reform paketine destek verilip verilmeyeceği Federal Parlamentoda oylandı. Avrupa’nın tüm ülkelerinde olduğu gibi, Almanya’da da medya ve muhafazakar politikacılar yardım paketine karşı kamuoyu oluşturmayı sürdürüyorlar. BİLD gazetesinde; “Almanya Parlamentosunda cuma günü olacaklar şöyle: Bize, yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı ile mücadele gibi bugüne dek verdiği sözlerin hepsinden dönen Yunanistan’a, aynı sözleri yeniden verdiği için milyarlarca avro gönderiyoruz. Kelimenin tam anlamı ile Yunanistan’ın eski reform yalanlarını para ile satın alıyoruz” yorumu yapıldı. Aynı içerikli haberler AB’nin tüm ülkelerinde de daha da sıklaşıyor. Yunanistan uzun dönem gündem olmaya devam edecek.
Yunanistan’a bugüne kadar dayatılan kemer sıkma politikaları diğer ülkelerde de gündem olmaya devam ediyor. Fransa’dan çevirdiğimiz yazı François Hollande ve Başbakan Manuel Valls’ın antidemokratik bir madde olan Anayasa’nın 49-3 maddesinin kullanarak ultraliberal Macron yasasının Mecliste oya sunulmasını engellemesinden sonra tam hız sosyal saldırılara devam etmelerini işliyor.
Guardian’dan seçtiğimiz yazı ise İngiltere’nin Ukrayna’ya eğitici asker göstermesini konu ediyor.

TOPLUMSAL ÇIKARLAR EN ARKA SIRADA

Eric BONSE
Taz

Yunanistan hükümeti, ‘Yapılması Gerekenler’ listesiyle seçim kendi programını tepetaklak etti. Buna rağmen borç dramı bitecek gibi değil.
Yeni Yunanistan hükümetinin Brüksel’e sunduğu reform programı 60’dan fazla noktadan oluşuyor. Bunlardan sadece dört tanesi insani krizle ilgili ve alacaklı ülkelerin talep ettikleri gibi programda en son/önemsiz maddeler olarak yer alıyorlar. Ayrıca kontrol edilecekleri ve hatta çekimser kalındığı notlarıyla kabullenildiler.
Herşey ortada: Başbakan Çipras ve Maliye Bakanı Varufakis, sadece tebeşir yemek zorunda kalmadı aynı zamanda seçim programları da tepetaklak oldu. Toplumsal değişim yerine Almanya Maliye Bakanı Schaeuble ve diğer dogmatik maliye bakanlarının istediği gibi liberal bir değişim çizgisi geçirildi. Bu değişiklik zaten Çipras ve Varufakis de gönülsüz oldukları için gerçekleşmedi, politik karşıtları çok güçlüydü.
Reform projelerinin çokluğu başka bir mesajı da içeriyor: Reformların Schaeuble ve partnerlerinin istediği gibi haziran ayına kadar sonuçlandırılması imkansız. Bu, ister sağ, ister sol olsun parti politikasıyla bağlantılı bir şey de değil. Açıkça imkansız. ABD’li ekonomist Paul Krugman’ın dediği gibi Avrupa Yunanistan’a daha fazla süre tanımak zorunda .
Atina’ya bu süre tanınacak mı? Şu ana kadar Avro Grubunun yeni programdan memnun olup olmadığı bile belli değil. Troyka onayını vermesine rağmen Almanya daha çok ve daha sert reformlar için çabasını sürdürüyor. Sertlik işe yarıyor, öyle değil mi?
Böylesine sert duruş Yunanistan’la alay etmekten başka bir şey değil. Alacaklı ülkeler Yunanistan’ı öylesine dar bir korseye sıkıştırdılar ki içinden tek başına çıkması mümkün değil. Bu nedenle haziran sonunda iki hafta öncekinden farklı bir durumla karşılaşmayacağız. Borç dramı sürüp gidecek, Yunanistan önüne koyduğu tüm reformları başarıyla sonuçlandırsa bile bu konuda değişiklik olmayacak.
AB üyesi ülkelerin maliye bakanlarının vergi ve ekonomi konusunda eş güdümlü adımlar atmasını sağlayan Avro Grubu, neoliberal reformları onayladı. Şimdi sıra Alman meclisinde, o da Yunanistan reformları konusunda görüş bildirmek zorunda ya da bu hakkı var.
Avrupa Parlamentosunun ise söz hakkı yok. Aslında bu konuda reform yapılması zorunlu ve bu illa da 60 maddelik bir reform olmak zorunda değil.

(Çeviren Semra Çelik)

VALLS VE MACRON’UN HAYAL ETTİKLERİ ‘YENİ SOSYAL DÜZEN’

Humanité
dimanche

Macron yasasının Meclisten zorla geçirilmesinden sonra, hükümet elini daha da hızlı tutmak istiyor. JDD adlı gazetenin 22 Şubat’lı tarihinde Emmanuel Macron iştahlı bir şekilde “reformlar geliyor” diye belirtiyor. Manuel Valls ise “Ülke terörizme karşı mücadele için yetkin davranmamızı istiyor, ama reformları ilerletmek için de yetkin davranmamız lazım” diye belirtiyor. Başbakanın yakın çevresi ise önümüzdeki aylarda “yeni bir sosyal düzen” in kurulacağını belirtiyor. Ama bundan kastedilen eski yapılanların devamını getirmek, yani patronlar örgütü MEDEF’in yıllardır dile getirdiklerinin hayata geçirilmesine devamdır.

‘YENİ’ SOSYAL DÜZENİN İLK ADIMI ‘İŞ YASASI’ PROJESİ

Hükümet bu yasa projesini ilk baharda tamamlayıp, temmuzda olağanüstü toplayacağı Meclise onaylatmak istiyor. Proje sosyal sınırları (İş yerindeki işçi sayısına göre işçilere tanınan hakları) değiştirmek istiyor. Diğer yandan hükümet patronların uzun zamandır dile getirdikleri temsili kurumlarının (işyeri komitesi, işçi temsilcileri, CHSCT komitesi – yani Sağlık, güvenlik ve çalışma koşulları komitesi) zayıflatılmasını da gündemine aldı. Patronlar örgütü uzun zamandır bu kurumların tümünün birleştirilmesini talep ediyor. Kısmi ya da tam bir birleşme ise bir çok sorunu gündeme getirecek: Tüm bu kurumların yetkileri aynı kalacak mı yoksa bunlarda birleştirme adına kısıtlanacak mı? […]. Başka bir soru ise işçi temsilcilerine görevlerini yerine getirebilmeleri için kaç saat tanınacak?
Hükümetin projesinde bulunan başka bir nokta ise azami sosyal yardım (RSA activité) ile işe başlama primini birleştirmedir. Yeni “yardım” Çocuk yardımı kasası (les caisses d’allocations familiales) tarafından ödenecek ve tek bir hedefi olacak: İşsizleri, kendilerine sunulan her türlü işi, düşük ücretliler de dahil olmak üzere, kabul etmeye zorlamak. Ama burada da, bir çok işçi zararlı çıkacaktır.
Hükümet önümüzdeki aylarda başka projeleri de gündemine alacak. Bir defa daha 35 saat haftalık çalışma süresini, sıkıntı çeken iş yerleri ve olağanüstü bir durumla karşı karşıya olan şirketler (Büyük bir sipariş alan, yeni bir ürün üreten vs… gibi işyerleri) için “gevşetmek” istiyor. Bu projeleri hayata geçirmek için Manuel Valls şimdiden gerekirse Anayasa’nın 49-3 maddesini kullanacağını ifade etti.

9 NİSAN’DA HERKES KEMER SIKMA POLİTİKALARINA KARŞI GREVE

Yeniden genel sekreterliğe seçilen FO Konfederasyonu Başkanı Jean-Claude Mailly ortak eylemler yapma çağrısında bulunmuştu. Çağrıya hemen CGT ve Solidaires sendikaları olumlu evap verdi. 3 konfederasyon 9 Nisan’da, Senatoda Macron yasasının tartışılmaya başlayacağı gün, tüm meslek dallarındaki işçileri kemer sıkma politikalarına karşı bir günlük greve çağırdı. 3 konfederasyonun yaptığı çağrıda “Sorumluluk paktı, Devlet bütçesindeki kesintiler, liberal Macron yasasının bir çok maddesi işçilerin durumlarını daha da kötüleştiriyor” diye belirtiliyor. Ülkenin bir çok bölgesinde yürütülen yerel mücadelelere dikkat çeken 3 konfederasyon, hükümet ve patronlara geri adım attırmak için, bunları birleştirmeyi amaçladıklarını ifade ediyorlar. CFDT, CFTC, CFE-CGC ve UNSA sendikaları, yapılan tahlili paylaşmadıkları için, özellikle de imzaladıkları Sorumluluk paktı hakkında, davetiyeye cevap vermediler. Ama öğretmenler sendikası FSU’nun mart ayında olumlu cevap vermesi bekleniliyor.

(Çeviren Deniz Uztopal)

BU GÜÇLÜ BİR SİNYAL

The Guardian
Başyazı

İngiltere başbakanının askeri eğitimcileri Ukrayna’ya göndermesi bir jest aslında, yani oradaki güç dengesini etkilemeyecektir. Fakat bu jest Rusya tarafından saldırıya uğramış bir ülke ile beraber dayanışma içinde olduğunu gösteriyor.
Rusya’nın askeri serüvenlerine karşı uluslararası güçlü tepki gösterilmesi gerektiğini 2008’de Ukrayna değil Gürcistan’da savunurken, “Saldırganlığa karşı koymazsanız, gelecek için daha ciddi sorunları depolamış olursunuz” demişdi David Cameron.
Muhalefeteyken, Başbakan Cameron dışişleri konusunda az yorum yaptı ve Kremlin’e karşı saldırgan tutumu ile eleştiri uyandırmıştı. Eleştirmenler bu tavrın yerel etkenlere bir gösteri olduğunu iddia etmişti ve haklıydı. Yinede Cameron o zamanlar yaptığı analizin zaman sürecinde haklılığının kanıtlanmış olduğunu iddia edebilir. O zaman şöyle söylemişti Cameron, “Rusya eski Sovyetler Birliği ülkelerine sınırlı bağımsızlık yaşadıklarını ve Moskova’nın hoşuna gitmeyecek şekilde davranmamaları gerektiği konusunda açık bir mesaj gönderiyor”. […]
İngiltere’nin Ukrayna’ya askeri danışman yollaması bu tarz bölgesel saldırıların kabul edilmeyeceğine dair bir sinyal. Pratik olarak, İngiltere’nin savaşmayan 75 eleman yollaması ülkenin doğusundaki gücün dengesini hiç bir şekilde değiştirmeyecek. Üstelik İngilizlerin yolladığı yedek kuvvetler savaş alanında uzak bir mekanda olacaktır. Yani Cameron, diplomasi yerine jest yapmayı tercih ettiği için yeniden eleştirilebilir. Fakat Kremlin söz konusu olunca bu tarz jestler önemli etken olabilir.
İngiliz askerlerinin Ukrayna topraklarına ayak basması Putin’in anlayacağı şekilde bir hamledir. Şu ana kadar gördüğümüzden daha farklı bir dayanışma gösteriyor Ukrayna ile. Eğer Rusya Cumhurbaşkanı Minsk ateşkesi konusunda ciddi ise, İngiltere’nin bu hareketi onun için bir şey değiştirmemeli. Eğer Minsk’de verdiği sözlerden vazgeçebilmek Putin için söz konusu ise, İngiltere’nin bu hareketi onu tekrardan düşündürebilir -özelliklede İngiltere’nin bu hareketi Amerika’nın da askeri eğitim desteği sunacağına yol açacağını düşünürse Putin. Şüphesiz Kremlin’in propaganda unsurları Cameron’ın bu hareketinin Nato’nun genişleme politikasının kanıtı olduğunu söyleyecektir, tam da bu tür provokasyon Rusya’nın müdahalesini haklı çıkarmak için kullanılıyor. Fakat kolayca çamur atılması harekete geçmemek için bir sebep değildir.
Cameron’ın verdiği mesaj diğer liderler tarafından da devam edilmelidir. Eğer Rusya’nın Ukrayna’daki planlarını engellemek istiyorsak, bunu en iyi Putin’i cezalandıracak hareketlerle üzerinde baskı kurmak ve Ukrayna’nın bağımsız işler bir ülke haline gelebilmesi için destek sunarak olacaktır. Askeri eğitmen yollamak tabii ki Amerika’dan bazı insanların silah gönderme önerisinden daha iyi bir yöntem, çünkü silah göndermek ancak ölü sayısını artırır ve Rusya tarafından daha yoğun bir saldırıya yol açar. Temel ihtiyaçlarını görmek için Ukrayna askeri kuvvetlerinin daha iyi komandolara ve orta düzeyde kıdemli subaylara acil ihtiyacı var. Ukrayna askerleri inkar edilemeyecek bir cesaret gösterdi, Sovyet tankları ve silahları ile desteklenen bölücülere karşı savaşarak. Fakat yakın geçmişteki Debaltseve’deki Ukrayna askerlerinin yenilgisi ve ayrılıkçıların hedeflerini liman şehri Mariupol’a dikmeleri halen savunma kuvvetlerinin daha çok yol kat etmesi gerektiğini gösteriyor. Batı eğitimi, eğer dikkatli denetlenir ve planlanırsa, aynı zamanda krizden sonra Ukrayna’da reform edilmiş bir askeriye yaratabilir.
İngiltere’nin bu tek taraflı jesti Avrupa kurumlarının Putin ile tutumlu bir şekilde görüşmeye hazır olup olmadığı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Polonya’da kendi askeri eğitimcilerin göndermeyi düşünüyor gibi görünüyor. Aslında en iyi hareket, ortak savunma ve güvenlik yasası altında AB’nin eğitim programı hazırlaması olurdu. Fakat bu olmadığına göre, tek tek yapılmış ulusal girişimler hiçbir şeyden iyidir.

Kaynak
evrensel.net

Etiketler: ,